Klasik Türk Müziği, Batı klasik müziği ve Hint müziği ile beraber dünya üzerinde süreklilik ve gelenek oluşturma bakımından mevcut olan üç klasik müzikten birisi olarak kabul edilir. Bu terimdeki “Türk” ve “klasik” kelimeleri, Cumhuriyet döneminde Osmanlı’dan gelen müziğe karşı Batı müziği taraftarlarınca ileri sürülen bazı iddialara cevap vermek için türetilmiştir. Bunlardan en önemlisi Osmanlı müziğinin Türkler’in değil, Bizans ve İran müziği kaynaklı olduğuna dair olan tezdir. Hüseyin Sadettin Arel ve Rauf Yekta gibi Batılı müzik çevrelerince de saygın görülen kimi müzkologlar, bu iddiaları belge ve bilgilerle çürütmüşlerdir.

Türkiye’de Batı klasik müziği eğitimi almış ve bu müziği icra eden kimi çevreler, “evrensel” ve “ileri” kabul ettikleri çoksesli Batı müziğine karşı, teksesli geleneksel müziği ideolojik bir yaklaşımla “geri” ve “çağdışı” gibi sıfatlarla anabilmektedir. Cumhuriyet döneminde bu müzik geleneği genellikle gözardı edilmiş, hatta zaman zaman yasaklanmıştır. Bu ideolojik yaklaşımın bir sonucu olarak Klasik Türk Müziğini modern yöntemlerle öğreten konservatuarlar ancak 1970’lerde kurulabilmiştir.